Bir şiirin düşündürdükleri: “Eşim olma karım ol!”

  • 11 Ağustos 2017
  • 61 kez görüntülendi.
Bir şiirin düşündürdükleri: “Eşim olma karım ol!”

Yaz gelince düğün sezonu da açılıyor malum… Ortalama olarak 20’li yaşları yaşamaya başlayınca da annenin zoruyla değil, kendi özgür iradenle gider oluyorsun düğünlere. Konu ne yaş ne de düğün aslında.

Bu hafta sonu çok sevdiğim bir arkadaşım daha evlendi. Nikah düğün bir aradaydı. Tabii bizim gözler doldu doldu boşaldı, bir duygu seli ki sormayın…

İşin en cafcaflı ve bir o kadar da duygusal yanı kuşkusuz “Evet!” denilen o an. Nikah memuru her iki tarafa da sorar ya: “Eşin olarak kabul ediyor musun?”

Sen ki benim terliğimin eşi

O anda gözlerim dolu dolu, can arkadaşımın yeni yuvasının kurulmasına şahitlik ederken bir yandan da bu cümle başımın içinde yankılanmaya başladı: “Eşin olarak kabul ediyor musun?”

“Eş!”… Eskiden, yani henüz çocukken gördüğüm nikah merasimlerinde hep “karı” ve “koca” sözcükleri kullanılarak sorulurdu bu soru. Yıllar geçtikçe, zaman, bildiğimiz her şeyi eskitiyor mu acaba?

Her şeyin bir eşi olmalı elbet; küpelerimin eşleri var mesela ben ne kadar onu tek kulak kullanmayı sevsem de, eldivenlerimin de, terliklerimin de… Hatta terlikler aşktan bahsediyor sanki. Ne güzel söylüyor şarkı; “Terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi…”

Sonra bir gün evlenmeye karar veriyoruz. Aşkın varlığına inandığımız terlikler gibi, bir anda “Eş olarak kabul ediyor musun?” diye soruveriyor nikah memuru. Ne yani, ben şimdi terliğimin eşini mi buldum?

Eşim olma karım ol

Bunları bir düğünün ortasında düşündüğümün farkındayım, ama sürekli düşünmeye programlı beynimi görmezden gelmek istiyorum.

Aslında bu yazı o anda “Eşim olma karım ol!” şiirini kargacık burgacık hatırladığım için çıktı. Şiiri ilk okuduğumda çok anlamlıydı, hala da öyle. Çünkü sözcüklerin büyüsü var, eminim. Yıllar geçtikçe gelişen dünyaya ayak uydurmak zorunda kalıyor olabilirler, evet. Ama yine de, düşünsenize burada işin içinde aşk var. Nasıl olur da yenilik peşinde koşacağım derken kalbimin ritmine ket vururum.

Şöyle bir düşünün; sözcükler hayattır. Sen ne dersen, öyle olur. Ruhumuzun aşkını bulduğumuzda kalbimizde hissederiz, ama cesaretten bahsediyorsak bahsi geçen sözcük yürektir. Ne yani kalp de yürek de aynı organı karşılamıyor mu şimdi?

Şiir der ki

Şiir bir efsane anlatır gibi ilerliyor. Diyor ki başlarken:

“Eşim olma, karım ol! Bakma öyle ilkel durduğuna sen. Ruhu vardır kelimelerin…”

Soruyorum size, aşkın ilkeli olur mu? İnsanın ilkeli olur, ama aşkın olmaz. Yüzyıllardır değişmeyen o sözcüklerin karşılığı hep duygu içerir. Tekerlek döne döne bir gün arabaya parça olacağını bilmese de, dönmeye devam eder. Bu tekerleğin arabaya sevdasıdır. Ama işin içine duygusunu katarsan böyle bahsedersin. Yoksa bir araba vardır işte, bir de tekerlek…

Düşünün, insan, hayvan ya da bitkinin içinde taşıdığı sevgi, nefret, öfke gibi duygular daha önce ilkeldi de artık daha gelişmiş diyebilir misiniz? İnsanın kalbinde taşıdığı duygular, bir çağ atladı diye daha mı gelişti yani?

Dağıma kar ol

Şiir, eskilerin evlenecek kadın ve erkeğe neden “karı – koca” denildiği üzerine. Bir efsaneden mi ibaret bilemiyorum aslında. Ama derin anlamlar taşıdığı kesin.

Evlenecek erkeğe “koca” demiş eskiler. Koca, bilge, yüce, dağ demek diye. Ve karı olmayan dağ, ne kadar yüce olursa olsun eksik görünür diye, bu kocanın yanında “ömürlük eş” olacak kadına da “karı” demişler; “kocanın karısı”.

Çünkü kalpten inanmışlar ki, dağ ve üzerindeki kar sonsuza dek bir olurlar. Dağ dediğinde karını bekler sonuçta, ne güzel düşünmüşler…

Şimdi o nikah memurunun “Karın olarak kabul ediyor musun?”, “Kocan olarak kabul ediyor musun?” diye sorduktan sonra birbirini seven o iki insanı, aşkla bakan iki çift gözü, birbirine kenetlenmiş elleri, cesur yüreklerini, sevgi dolu kalpleri “koca ve karı” olarak ilan etmesi gerekmez mi?

Öyle işte, yine düşünmüşüm bir şeyler incir çekirdeğini doldurmaz belki. Ama yine de içinden aşk geçen, içinden sevgi geçen, içinden güzellik geçen her şeyin üzerinde durup iki kere düşünmek gerek.

Hatta belki böyle şiirler yazmak… Kalemine sağlık, Halil Çalışkan…

Damla Karakuş

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ